Evlilik Oyun Değildir

Çok değil, 30 yıl öncesi sokaktan topladıkları eli boşları zabıta yapıyorlardı. Şimdi zabıta olmak için didinenlerin eciğini, ciciğini inceliyorlar. Polisliğe alır gibi, ön müracaatlara bile ağır şartlar koymuşlar. Nede olsa gıda terörü onlardan sorulur. Bu uğurda zabıtalar yorulur, (mu?) Yıllar yılı işe göre değil, adama göre iş ayarlanmış olan ülkemde, nüfus oranı arttıkça, her gün sayıları artan üniversitelerden mezunlar çoğaldıkça işe alımlarda haliyle zorlaşıyor gibi… Bu bakımdan kolay işlere dahi, adeta dâhiler aranırcasına yokuşlar yükseltiliyor. İnsanların neyi var, neyi yok. İnce eliyorlar da, sık mı dokuyorlar, dersiniz? Bence torpili kılıflandırıyorlar.  Çünkü benim ülkemde mazisi 60 yıldan fazladır, bir torpil gerçeği var. Kimin torpili daha enseliyse, ona iş bulunur. Diğerlerini ikna edecek bir şart- şurt uydurulur.

1960’lı yıllarda belediyelerin imkânı bu günkü kadar yağlı ballı değilmiş. Dolayısıyla çalışan personel sayısı da çok azmış. 60’lı yıllar köylerin şehirlere akmanın başladığı dönemler. Fakat yine de şehirler henüz büyük şehir değiller. Ortanca bile olamamış haldeler. Şehirlerin başında, idareci sıfatıyla hükümet yetkililerince görevlendirilmiş bir vali, bir de şehir halkının yakından tanıyıp seçtiği, eşrafın iyi bildiği, huyu, suyu, temiz. Eli, dili uzun olmayan bir belediye başkanı bulunurmuş.

Valiler hükümet konağında işin azlığından sıkılır, bu sebeple genellikle ilçeleri dolaşmaya gidermiş. Belediye başkanı da hükümetten ödenek gelirse, az yevmiyeyle işçisiyle, çok işler yapma gayretinde olurmuş. “Yeni yollar açacağım, şehre su şebekesi getireceğim. Fakirin ekmeğine katık imkanı bulacağım,” düşüncesinde bulunurmuş.

Devamını oku...
Şu anda 2050 konuk çevrimiçi
Evlilik Oyun Değildir
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 02 Ağustos 2021 08:47
alt
Gönül Çingene Çarığı Değildir...
Girerken Ruh...

Çıkarken Ölüm Gerek...

BİR KARAR VERMEDEN EVVEL BİN DÜŞÜNMEK GEREKİR, BİLİNMELİDİR Kİ, NE GELİRSE BAŞA SOYSUZDAN GELİR.

 
Sevmek güzel bir şeydir, hayatı iki kez yaşamaktır. Bir avuç sevgi her müşgüle şifadır. Ama nasıl bir sevgi, Menfaatsiz, samimi, duyarlı, yürekten sevgi.
 
Bir şiirde der ki: 
Bir Bedeni Değil...
Bir Yüreği Sevmeli İnsan...
Git Dediğinde Kalanı... 
Gidiyorum Dediğinde...
Elini Sımsıkı Tutanı Sevmeli İnsan...
 
İşte böylesine seveni bulunca evlenmeli. 
 
Bir atasözü der ki; tencere kapağını bulunca kaynar. Ben evlilikler için de böyle düşünüyorum. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe. Temiz insanlar, güzel insanlar, asil insanlar kendileri gibi güzel, asil, temiz insanlarla evlenmeli. Herkes haddini bilmeli. İşkembe suyuyla et suyu birleştirilmemeli.
 
Allah kimseyi, doğru aşkla yanlış kisiyi sevdirmesin.
 
Analar babalar! kızlarınızı her isteyene, kızınızın istediği bir olsa da  kimdir, nedir, necidir, diyerek araştırmadan, soruşturmadan, iyice emin olmadan vermeyin. Geçmiş yıllarda böyle yapılırdı. Mutsuz evlilikler soruşturmalardaki yanılmalar çok az olurdu. Şimdiki zamanda "kızımın birine gönlü kaymış, illa evlensin o da yuva kursun" deniliyor. Çok yanıltıcı bir yaklaşım. Kızınızla birinin evliliğine rıza göstermeden önce bin düşünün, doğru bir karar verin. Önünüze gelen, karşınıza çıkacak her kişiye damat gözüyle bakmayın, kızınızı gelin olarak vermeyin, önündeki hayatına yazık etmeyin.
 
 
 
Gönüle söz geçmez derler, peki gönüle söz geçmezse, son pişmanlığa derman bulunur mu?  Herkes evlenecek diye bir şey yok, ben evde kaldı demesinler diye evlilik fikrine karşıyım. Varsın kim ne diyecekse desin. Yeter ki kızın başı yanmasın, kız yanlış biriyle ömrünü harcamasın. Yanlış bir evlilik yapacağına yalnız kalsın. Bazı zamanlar yalnızlık, mutluluğun tam kendisidir. Oh seni dövecek yok, sana laf sokuşturacak yok, kirini pasını etrafa saçacak yok, azıcık aşın, ağrısız başın, ne güzeldir.
 
Adam hasbelkader devlete memur olmuş, torpille , takviyeyle düzenli maaşa kavuşmuş. Hadi diyelim başını sokacak evi, arabası da olmuş. Bunlara sahip olmak günümüzde zor değil ki zaten. Şimdi banka kredileriyle her memur bir mal edinebiliyor. Lakin adamda ne tatlı dil, ne iltifat, ne bir gönül alma var. Yaban domuzu gibi gelip gidiyor, yiyip içiyor. İyi kötü 2 yıllık falan bir yüksek okul diploması var. Kaldı ki günümüzde o da zor değil, dışardan istediğin okul bitirilebiliyor. Hale ki şimdilerde, pandemi devrinde, uzaktan eğitimde, aç iki bilgisayarı, koy yanyana birinden soru oku, ötekinden cevap yaz. Haybeden al diplomayı, kap terfiyi, artır maaş rakamını. Ama bu şekil diplomalılarda genelde beyin boş oluyor. Böyle kolay bir şey elde etmiş adamın eğitimi zayıf, kültürü kıt oluyor. Okumayı sevmiyor bu kişiler. Bir konuda fikrini söylüyemiyor. Kütük gibi bir kenara devriliyor. Öğleye kadar yatıyor, uyanık olduğu saatlerde de gece yarılarına kadar arkadaşlarıyla dışarda bir yerlerde taş kırıyor. Yedirmesini, giydirmesini bilmiyor, nazdan niyazdan anlamıyor. Tembel, uyuşuk, sifonu çekmez, tuvaletten kalkar el yıkamaz, dişini fırçalamaya bile üşenir. Böylesi mühendis olda neyime denilmeli. Bir şekil büyümüş işte, ama büyüklerine saygısız, edep nedir bilmiyor. Aile eğitimi almamış, insaniyet nasıl olur görmemiş. Fakat yakışıklıymış, kime göre? Gören göze göre. Dışından baktım yeşil türbe, içine girdim estağfurullah tövbe.
 
BEŞER ŞAŞAR, ALLAH HİZAYA GETİRİR!
 
Kız sevmiş, gönlü akmış. Yine bir atasözü derki: "Gönül bu otada konar, bokada...Ya boka düştüyse gönlünüz, ömür boyu kokup oturacak mısınız? Hayat hesapla değil, nasiple yaşanır. Nasip de tedbirle, iştişareyle çağrılır. Aksi halde beşer şaşar iyi olmayan biriyle evlilik yapar, sonrasında hayatında karalar bağlayarak günlerini geçirir. Allah kimseye zulmetmez, herkes ettiği hatanın bedelini öder.
 
 İlle de evlilik fikrine ben karşıyım. Olacaksa eğer temiz, nezih, asil, yüce bir evlilik olmalı. O evlilik renkle, ışıkla, şiirle, aşkla dolmalı. Her gün çevremizde gördüğümüz evlilik örnekleri bende sadece tiksinti uyandırıyor. Neden illâ evlilik? Hayırsızla evleneceğine, hayırlısıyla bekâr yaşa. Evlilik Allah'ın farzı değil ki peygamberimizin sünneti. Güzel bir sünnet elbet. lakin İslâmi şartlara göre yapılırsa, yaşanılırsa güzel.
Bir evlilkte iki kişi bir ağızdan "Bu evde Allah'ın dediğininden başkasının dediği olmayacak" derse, o evlilik teklemeden yürür. Aksi halde o iki kişinin ufak bir dünyalık meseleden çatışması, evliliği çıkmaza sürükler.
 
Ben çevremdeki tüm bekâr kızlara derim ki adam gibi adam buluncaya kadar evlenmeyin. Elin itine, köpeğine, magandasına, alçağına, odununa, soysuzuna, şerefsizlerine  nasıl koca diyebilirsiniz? İncelikten, zarâfetten, edepten uzak, kaba, nefsiyle dolu bir davranışta bulunan bir adamla her gün nasıl bir arada olabilirsinzi? Eksik olsun böyle koca. Olmaz olsun. Yerin dibine batsın böyle koca.
 
Hayat yolu çok uzun ve ince. Bazen atılan yanlış bir adım, bu evlilik yolu dahil her hangi bir yolda insanın helak olmasına vesile olabiliyor. Gelişi güzel, yersiz, zamansız sarfedilen bir söz, incelikten, zarâfetten, edepten uzak, kaba, nefs dolu bir davranış, bir insanın helâkine sebep olabiliyor. Varolan bir şey kaybolmuyor. Ağzımızdan çıkan her sözün bir ilâhi teypte kaydedildiğini bilmeyenler, bir gün acı acı bu gerçeği görecekler. İnansalar da, inanmasalar da görecekler. Boşuna bu yeryüzüne gönderildiklerini sanıyorlar. Bazen T.V.’ler elli yıl önce çevrilen bir filmi gösteriyorlar. Bizler de her an, her saniye kendi filmimizi çeviriyoruz. Bir gün, her davranışımızı, iyi kötü, güzel çirkin, asil bayağı her hareketimizi, o ilâhi ekranda seyredeceğiz. Orada kendini utandıracak, küçük düşürecek, yerin dibine batıracak davranışları olmayanlara ne mutlu. Hep güzelliklerin, temiz, asil, yüce olan duygu ve düşüncelerin görüleceği ekran sahiplerine ne mutlu... Onlar, dün­yalarını da, âhiretlerini de cennet huzuru içinde yaşayanlar, ne güzel insanlardır. Allah, onların ellerinden öpmeyi cümlemize nasip etsin. 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Turkish Arabic English