Dedemin Dedikleri

- Bazı kadınlar birlikte düşmek için birbirine tutunurlar.

 
- İfratsız gençlik yarım yahud yalancı gençliktir.
 
- Kıyafet ruhun tercümanlarından biridir. 
 
- Anlamamak, hamakatin cezâ-yı  tabiisi ve kâfisidir.
 
- Asil misin, şecereni kâğıt üstünde değil, hayatında göster.
 
- Hâtıralar kocayan zihinlerin koltuk değnekleridir.
 
- En nâdir ve kıymetli numune-i beşer o kadındır ki, güzel olduğu hâlde kendine baktırmak istemez.
 
- Utanma bilmeyen nedâmet bilmez.
 
- "Bugün" ölür, fakat "yarın" lâyemuttur.
Devamını oku...
Şu anda 2045 konuk çevrimiçi
Dedemin Dedikleri
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 27 Mayıs 2021 08:48
alt
Kestane ağacına yıldırım isabet etmez, elektriği geçirmez.
Kestane, ceviz, badem. Zeytin de var, zenginlikte; daha neler neler var. Lakin bugün bizim yöremizde vaktiyle bol olan ceviz, badem ve kestaneden bahsetmek var.
 
Rabbim bu ağaçları niye yaratmış? Çevremizi çevrelesin diye mi? Sorunun cevabını düşününce bulursun derdi dedem. Her bir ağacın dili olduğunu söylerdi, onları anlamamız için iyi dinlememiz gerektiğini anlatırdı. Nasılını izah ederdi. Beynimizi düşümmeye yönlendirirdi. Çocuk yaşımda değil de kocaman insan olunca ben küçükken aklıma yer eden bu soruyu düşündüm durdum ve çok şükür ki cevabını buldum. Çevremizi çevreliyor, sınırlarımızı belgeliyor olmasından öte, öncelikle bu ağaçlar çok sağlamdır. Tıpkı çınar gibi, uzun ömürlü olurlar. Sonra bu üç ağacın özelliği meyveleri sert kapıklı oluyor ve bu yemişler olgunlaşınca uzun sırıklarla ağaç çırpılarak aşağıya düşürülür. Gövdesine merdiven dayayıp dallarına tırmanma zorluğu yaşanmıyor.
 
Ağaçlar insan yaşamında önemli bir candır. Bu sözün anlamı, canına gösterdiği özen kadar ağaca özen göstereceksin. Çünkü senin canının sıhhat bulmasında ağaçların yeri oldukça önemlidir. Beslenme, barınma, silah yapıp zararlı mahlukatlardan korunmada ağaca ihtiyaç vardır. 
 
Vaktin birinde bahçemizde bir dut ağacı vardı, kediler oradan tırmanıp evin içine giriyor diyerekten kiracımız bizim evde olmadığımız bir vakit bir anlık öfkeye kapılıp dut ağacını kestirmiş. Dedem olmuş bitmiş bir şeye bağırıp stresi çağırmak yerine, "can ağacın canı yanmasaydı keşke... Bugüne kadar kaç kuşun yuvası, börtü böceğin sığınağı oldu kim bilir? Şimdi o canlılarda zorda kaldı " diyerek hayıflanmıştı.
 
Evet her ağaç çok kıymetlidir. Kestane, ceviz ve badem ağaçlarının değerine ise paha biçilemez. Bu ağaçlara sahip olan kimsenin sırtı yere gelmez, zenginliğinin sırrına erişilmez. 
 
Dedemin demirköprü civarında bizim çocukluğumuz zamanında bize uçsuz buçaksız gibi gelen 20 dönümlük bir alanda ceviz, badem ve kestane ağaçlarının bulunduğu bir bahçesi vardı. Dedem buralara ırgat eliyle düzenli olarak bakım yaptırırdı. Ürünlerinin toplanması mevsimi geldiğinde bahçelerimizde yüzlerce işçi çalışır, onlarca katırın sırtında ağaçların meyveleri toplanır, konvoy halinde dizilen hayvanları çeken insanlar ürünleri kabzımal aracılığıyla tüccara götürürdü. On katır yükü de şehir merkezinde bulunan mahalleye getirilir. Küfeler içindeki ürünler şinikle ölçülerek konu komşuya eşit şekilde dağıtılırdı. Dedemin zenginliği bu ağaçların verimine bağlıydı. 
 
Kestane, ceviz, badem: Bu üç ağacın meyveleri de üç kattan oluşuyor. Yani özüne inesiye üç katın oluşumunu beklemeniz gerekiyor.
 Örneğin ceviz, meyve olarak dünyaya geldiğinde minicik, yeşil renkte yumuşacıktır. Bebeklik aşamasındayken, çağla görünümündedir. O süreçte yenilmez, tadı acıdır. Büyümeye başladıkça ilkin yeşil kabuğu şekil alır, biraz çapurlaşır. Ham cevizin içi sütümsü bir hal alır, sonrasında katılaşır. Ceviz kabuğu olgunlaştıkça sertleşir, içindeki hazineyi koruyucu zırha dönüşür. Sonra olgunlaşınca uzun sırıklarla çırpılan ağaç ambaklanır, yani yeşil kabuğundan ayrılır. Altından çıkan tahta görünümlü kabuğu evin dışı gibidir. İçindeki meyvesi beyin yapımıza benzer. Yemesi lezzetlidir.
 
Cevizin dış kabuğunu soyarken eldiven kullanmak gerekir. Çünkü elleri karartır ve uzun bir süre gitmez. (aynen kına gibi) yeşil olan dış kabuğundan sanayi de boya hammadesi olarak yararlanılır. Beyne benzeyen cevizin zarı şifa kaynağıdır. Cevizin her bir içi, dışı her bir zerresi binbir derde devadır. Eski zamanda, henüz ilaç sanayi gelişmemişken ninelerimiz cevizinin tazesinden ayrı, kurutulmuşundan ayrı ilaç yaparlardı. Bu nimetin sağlığa çok faydalı olduğunu bilirler, sıklıkla tüketirlerdi. İçine ceviz konulan türlü çeşit tatlılar üretirlerdi. Örneğin tereyağıyla unu kavururlar, içersine şerbet olarak pekmezi boca ederler ve bol ceviz ilavesiyle bu tatlıyı taçlandırıp soğumadan evvel, ılıkken avuç içinde sıktırp tepsiye dizerler. Gelene gidene afiyet olsun cümlesiyle ikram ederlerdi. Bazı yörede bu tatlıya çakal boku denir, bazılarınca da sıktırma diye adlandırılır. Sıktırma diyen kesim tatlının içine susam, haşhaş gibi ilavelerde katabilir. Peki nimete niçin çakal boku denilmiştir. Sanırım dağda aç kalan birisi çakal boku gördü, topladı yedi yada yemedi görünümünü beğendi. En kısa zamanda eriştiği bir bahçede karnını doyurmak için yaptığı bir yiyeceği çakal bokuna benzetti. Tadını enfes buldu. Sonrasında o lezzete hep ulaşmak için yiyeceğin ismine çakal boku ismini verdi. Bazı insanlar kibarlıktan çakal tatlısı dese de tatlının gerçeği çakal bokudur. Bu bir varsayım; aslı, avuç içinde sıkılma şeklinden olabilir. İlkokul zamanımızda arkadaşlarımız annelerinin yaptığı çakal boklarını bir mendile sarılı halde okula getirirlerdi. Benim annem İç Anadolu bölgesi insanı olduğundan bu tatlıyı bilmezdi. Dolayısıyla istesek de yapmazdı. İsmini de itici bulur, öğrenmeye kalkmazdı. Arkadaşlarım annelerinin bu tatlıyı içlerini ısıtsın, soğuktan korunsunlar diye yanlarına verdiklerini söylerlerdi.
 
Badem de, ceviz gibi üç aşamadan oluşuyor. Ancak badem bebeklik zamanında yenildiğinde de acı olmuyor. Dışındaki yeşil görüntüsünün altında içi sıvı dolu taze bir beyaz cekirdeği bulunuyor. Bunu yediğinizde adeta gençlik iksiri oluşuyor. O süreçte koparmazsanız, bir süre sonrasında bu sıvı dolu çekirdek bir miktar katılaşıyor. Yeşil dış kabuk biraz sertleşiyor. ve çağla meyvesi ortaya çıkmış oluyor. 
 
Yüksek dozda C ve E vitamini ile selenyum içeren çağlanın; bağışıklık sistemini güçlendirerek hem kanserden koruduğunu hem de kanser tedavisi sırasında vücuda büyük destek sağladığı bilinmektedir. Sonrasında ne oluyor meyve, çoğumuzca bilindiği gibi badem oluyor. Dış kabuğu ayrı, içi ayrı çok para ediyor. Bademleri soymadan yemek için çok geçerli bir sebep var: Kalbi koruyan güç bu kabuklarda saklı! 
 
Bademde, kalp sağlığını koruyan maddeler bulunur. E vitamini, iyi huylu yağlar, potasyum ve lif gibi... Badem kabukları; hücrelerinizi oksidasyon ve iltihaplanmadan koruyan etkin madde. Hani şu dışındaki odunsu sert kabuğu kırdıktan sonra içinde kahverengimsi bir ince zar gibi kaplı bir kabuk daha bulunuyor ya, işte o kabuk insan kalbinin kapaklarını da koruyor. 
 
Bu nadide ürünü kat kat koruma altına almış olan Rabbimiz her bir katında insan kullarına muhteşem değerler bahşetmiş. Hem sağlığımız için, hem yakacak, barınacak ihtiyaçlarımız için. Düşünün bir kez; badem, ceviz ve kestanenin her bir zerresi sağlıklı yaşamıza deva olduğu gibi, bu ürünlerden çıkarılan yağ, yemeklerimizi tatlandırır, başta ilaç sanayi olmak üzere pek çok alanda kullanılıyor. 
 
Bu muhteşem üçlü, un haline getirilebiliyor. Ekmeğini yap, böreğini, pastanı yap. Aç kalma, kimseye muhtaç olma. Dışındaki sert kabukları da ilaç sanayinde işe yarıyor. Fakat sen yakacak olarak da kullanırsın, kimseden odun kömür gelecek diye beklemezsin. Ne büyük nimetler değil mi, Allah kısmamış, kısıtlamamış kullarına bu nimetleri bolca vermiş. Tek sen üşünme dik bunları bağına bahçene, ama yok bu zamanda dikemezsin, etrafımızda bağ-bahçe mi kaldı? Düne kadar kestanelik, Cevizlik, bademlik olan alanlar bu zamanda söküldü, yıkıldı yerine çok katlı modern siteler konduruldu. Kuşlar ve börtü böceklerde evsiz damsız kaldı. Velhasıl insan hırsına yenik düştü iyi şeyler olmadı. Allah sonumuzu hayreylesin.
 
Sonbahar rüzgarları ile beraber çevremizde gördüğümüz kestanesi ağaçları da meyvelerini bizlere sunmaya başlardı. Kestane ki dikenli kısmının bile nazara, negatif elektriğe karşı çok etkili olduğunu söylerdi dedem. Evlerimizde, cebimizde veya çantamızda taşımamızı öğütlerdi. Ayrıca ninelerimiz çeyiz sandıklarına böcek gelmesin diye dikenli halindeyken kestane koyarlarmış. Devlet memuru olup anasını babasını hor gören evlatlara "kestane kabuğundan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş. Öğğ ne dikenli şey, diyerek küçümsemiş." benzetmesi yapardı ninelerimiz. O dikenin yağmura rüzgara karşı meyveyi koruduğu gibi, analarında evlatları her türlü kötülüğe karşı zor şartlarda bile koruyup, devlete yararlı olsun diye yetiştirdiklerini belirtmeye çalışırlardı örneklemeyle... Şimdi ki nesil bunların ne kadarını biliyor, bilemem. O devrin neslinden dedemin evine gelenler, evinin her odasında kaselere konmuş kestanelerini görmüştür. 
 
AT KESTANESİ
- Gök gürültülü havada dışarıda kaldıysanız at kestanesi ağacının altına sığınabilirsiniz. At kestanesi ağacına yıldırım isabet etmez, elektiriği geçirmez.
- Güvelere karşı at kestanesi meyvelerini çamaşır dolaplarına koyabilirsiniz.
- Kas ve eklem ağrıları, diz kireçlenmeleri, varis, şişlik, romatizma, yürüme zorluğu, basur, cilt problemleri için yağı adeta bir iksirdir (Bu konuda Almanların geliştirdiği kremler de at kestanesi yağı ile üretilmektedir. Atkestanesi yağının bu amaçlarla evde kolayca nasıl hazırlanacağını tarif ederim isteyene...
- Kestanelerinin bir odanın köşelerine yerleştirilmesi durumunda örümcekleri kaçırdığına inanılır.
- Nazara karşı insanlar üzerlerinde at kestanesi ya da tohumunu taşırlar ya da tütsü şeklinde evlerde kestanesinin tozu yakılır.
- At kestanesi ağacının gövdesinden mutfak aletleri ve oyuncaklar yapılabilir.
- Kestaneleri, Fransa ve İsviçre'de ipek, yün, hint keneviri, keten beyazlatmasında eskilerde kullanılırdı ama bugün kullanılan bir yöntem değil.
- Çiçekleri Ukrayna'nın başkenti Kiew'in simgesidir.
- Bazı yerlerde de kestaneleri boncuk gibi dizilerek mücevher olarak kullanılır.
- Kömüründen barut elde edilir.
ve daha bilinmeyen birçok hikmetler...
-At kestanesi ağacına yıldırım isabet etmez. Bu da meyvelerinin de nazar vb olumsuz enerjileri uzaklaştırma özelliğine işaret olarak değerlendirilmektedir. Üstte ve arabada bulundurmak faydalıdır.
 
Bu ağaçların dışı yakacak olarak kullanılır, içleri un olarak öğütülebilir, dış kabukları ilaç sanayinin yanı sıra, boya sanayinde de kullanılır. Yüce Allah insanlar dünya imtihanı sırasında kıtlık çekerlerse, savaşlar sebebiyle açlık çekerlerse kestane unu, badem unu hatta ceviz unu yapıp yiyebilsinler diye o muhteşem ağaçları yaratmış. Bademin dışı yeşilkende yenir, adına çağla denir. Kestanenin dışı dikenlidir, içi geç oluşur, bu yüzden bebekken korunması gerekeir. Rabbimin muhteşem sanatında sekme olmaz.
 
Bu üç muhteşem ürünün dış kapukları yakacak olarak kullanılırken, en dış kapıklarıda başta ilaç sanayii olmak üzere pek çok alanda değerlendirilmektedir. İnsanın bahçesinde bir kestane, bir ceviz ve bir adet badem ağacı bulunursa insanlar açlıktan ve soğuktan ölmezler derdi dedem. Aklını kullanan insan kimseye muhtaçlık yaşamaz diye de tamamlardı sözünü. 
 
Kestanenin en dış cephesi dikenli, sert bir kabukla korunmuş. Bunun nedeni o kabuğun içinde hayat bulan canlının korunması sağlanmış. Kestane toplayanlar bilirler, o dikenli kabuk, içindeki meyvesi olgunlaşmadan asla ikiye ayrılmaz. Özü yenilecek durum geldiğinde dikenli kabuk kendiliğinden ortadan yarılıverir. Allah'ın milyarlarca mucizesinden örnekler görmek münkün bu üç ağaçta, tabi ki bakmasını bilene, görmeyi isteyene.
 
 Bir de zeytin ağaçları, uzun ömürlü olurlar. Zeytin yiyenler, yağını içenler kolay kolay ölmez diye bilinirler.
Küçük çocukken iyi hatırlıyorum, dedemin kocaman bahçeleri, bağları vardı. Bana o yaşta ağaçların insanlar için önemini anlatırdı. "Kızım dinle derdi, bu ağaçlar sizin geleceğiniz, verim aldıkça külfete düşmezsiniz. Lakin gelirinden sakın yalnız yemeyesiniz, konu komşuya dağıtımda öncelik veresiniz. Siz veren oldukça size gelen de çok olur. Darlık görmezsiniz bilesiniz.
 
Kestanenin de unu olur, kestaneden de ilaç yapılır, her ağaçtan ve meyvelerinden daha neler neler yapılır. Burada yazdıklarım bir kitabımdan alınma mini bir özet. Yazımın detayında daha neler neler bulunur. Bu üç güzel üründen başka fındık ağacı, iğde ağacı da insanlara her bir zerresinden şifa dağıtır. Lakin yanımızda, yöremizde hiç biri kalmadı dersek biraz yalan olur. Çünkü bazı yerlerde bu güzel ağaçları yaşatmaya çalışan, kendi ömür süresince hayatını ağaçların korumasına adayan sayıları az da olsa insanlar tanıdım. Hala varlar elhamdülillah, sayılarının çoğalması ve gelecek neslin de bu ağaçlara aynı özeni göstermesi dileğimle.... AYFER AYTAÇ
 
(yazılarımın tamamının her hakkı alttaki isme ve siteye aittir.)
 
Ayfer AYTAÇ * ayferaytac.com
 
 
 
Turkish Arabic English