Gelinen Nokta
HAYALLERİMİZ BİLE HAYAL OLDU
 
Koronalı günler sebebiyle evlere tıkılmış gibi bir hayat sürdüreli beri, en yakınlarımız olan evlatlarımızı bile uzaktan, hatta görüntülü aramalarda ekranlardan görür olduk. Yakınlarımızdaki uzaklık oldular nice analar,  babalar. Özlemleriyle kavrulurken, sesleriyle avunur olduk. Sevdiklerimize sarılmayı unuttuk, evlatlarımızın, torunlarımızın tenlerinin kokularını unuttuk, sevmeye, sevilmeye, sıcacık buselere hasret kaldık... Maskeden gayrı mesafe koydular araya, elele tutuşmayı unuttuk. İyiye, iyiliğe dair ne varsa unuttuk, unutturulduk...
 
EN ÇOK DA SARILMALARI ÖZLEDİK,
ÖZLEDİKLERİMİZİ NE ÇOK ÖZLEDİK.
 
İnsanın uzakta olunca özleyenleri, sesini duyunca sevinenleri olmalı. Dağıldı çevremizden tüm sevenlerimiz, temassızlık kuralından dolayı gelmez, görmez, sesimizi bile duymaz oldular...
Eşe, dostta, akrabalara, ziyaretleri kestik. Misafir kabul etmez olduk. Konu-komşuya merhaba demez olduk. Kapılarımızın ardına gizlenir gibi, evlere gireli arayanımız, halimizi soranımız azaldı. Pek çok sevdiğimizin simalarını unuttuk. Maskeler altında gördüğümüz gözlerin anlamını çözemez olduk. Konuşmayı unutur olduk, gülümsemelerimiz maske ardında kaldı. Hissettiklerimizi, samimi tebessümlerimizi karşımızdakilere aktaramaz olduk. Aile bağlarımız sağlam sanıyorsak da, bu halde nereye kadar dayanıklığını korur bilemiyorum.
 
Markete gitmek için bile çift maske takarak evden çıkıyoruz. Asansörde bir komşuyla karşılaşsak, ya binmiyoruz asansöre, yahut yüzümüzü duvara dönüyoruz. Komşuyla tek kelime laf etmiyoruz ki, cevap alırsak 'koronası varsa onu da almış oluruz' kuşkusuyla, güya tedbirli olmaya gayret ediyoruz. Merdivenlerde rastlasak komşuya selam bile vermeden kaçar gibi ikişer basamak aşıyoruz merdivenleri...
 
 Akraba ziyaretlerini keseli neredeyse bir yıl oldu. Amcalar, teyzeler sülalemizde hangimize benziyordu, unutuldu. Kuzenler, yiğenler korona korkusu sebebiyle gelmez oldu. Kim hasta, kim sağlam bilnmez oldu. Evlenen, ev bark sahibi olan, işini kaybeden, yeni iş edinen, zorda kalan, darlığa düşen sorulmaz oldu. Dayımızın evine gidilmez oldu. yengemizin çayı içilmez oldu. Ağabeyimizin bahçesindeki Kırmızı, Pembe, Mor, Mavi, Sarı, Beyaz, Turuncu güller, görülmez oldu. Çiçeklerin kokularını da unutur olduk...
 
Koronadan korkumuza, koranadan korunma uğruna hayatımızda güzel olan, sevdiğimiz değerleri unutur olduk. Dünya değişiyor, yeni düzen böyle olması gerekiyor deniliyor, ama asıl Âlemlerin Rabbi Allah (celle celaluhu) ne buyuruyor bir bakalım.
 
Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
 
"Allah'tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının" (en-Nisâ, 4/I)
Devamını oku...
Şu anda 1710 konuk çevrimiçi
Gelinen Nokta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Volkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 20 Mart 2012 00:00

altNasrettin hoca bir sabah evinin bahçesindeki gülleri budamaktaymış. Heybetli bir adam karşısına dikilip, hocaya ne iş yaptığını sormuş. Hocamız başını yaptığı işten kaldırmadan:

“Görmüyor musun ne yaptığımı, gül budamaktayım” demiş. Heybetli adam bu sözü gayri ciddi bulmuş, hocayı terslemiş:

“Be adam sen kimsin de benim yüzüme bakmadan saygısızca konuşuyorsun? “diye sormuş. Sevgili hocamız oldukça sakin cevap vermiş:

“Ben Allah’ın bir garip kuluyum, ondan gayrısı hiçim. Ya sen kimsin?

Şatafatlı adam:

“Ben filanca ilde kadıyım” demiş. Bakmış hocamız yine istifini bozmuyor, adam gürlemiş:

“Bire cahil ben sana kadıyım dedim, sen oralı olmadın!” Hocamız:

“Kadılıktan başka nesin?” diye bu defa kendi bir soru yöneltmiş. Heybetli adam,  soruyu tam olarak anlamamış. Lakin cevapsızda bırakmamış.

“Sonrasında sadrazam olma ihtimalim yüksek” demiş. Nasrettin Hoca: “Sadrazamlıktan öte nesin? Deyince adam:

“Ondan sonrası ne olsun be adam, sonrası hiçtir, kalkıp da padişah olacak halimiz yok hani?”

Nasrettin Hocamız:

 “Tamam, işte bende onu sormaktaydım. Yani en sonunda yine bir hiç olacaksın. Bir hiçken bu mevkilere ulaşmışsın, sonrasında yine bir hiç olarak geldiğin noktaya dönmüş olacaksın. Ben şimdiden bir hiçim anladın mı? Sadece Allah kuluyum” demiş… Bu sözler üzerine heybetli adam başı önünde olarak düşünerekten gitmiş…

Bu sabah televizyon haberlerinde bir görüntü bana sevgili Nasrettin Hocamızı hatırlattı. Haberlerde; eskide kalmış İngiltere’nin, bir zamanlar başbakanlığını yapmış bir hanımdan bahsediliyor. Kadın şimdi 86 yaşındaymış ve başbakanlık yaptığı günleri hatırlamıyormuş. Hatta dünkü yediği yemeğin ne olduğunu hatırlamıyormuş. Kendisini tarih yaprakları şu sözlerle kayda almışlar.

Margaret Hilda Thatcher (d. 13 Ekim 1925; Grantham, Lincolnshire), İngiliz siyasetçi, eski başbakan. Yakın tarihte İngiltere'yi en çok etkileyen kişilerden oldu. Hem büyük destek gördü, hem de ciddi bir muhalefetle karşılaştı.

Thatcher 1975-1990 arasında Muhafazakâr Parti başkanlığı, 1979-1990 arasında da başbakanlık yaptı. Genel siyasi çizgisi liberal-muhafazakâr doğrultudaydı. 1980'li yıllarda batılı ülkelerinde devletin iktisadi yatırımlardan çekilmesi, serbest pazar ekonomisinin desteklenmesi ve işçi haklarının törpülenmesi ile kendisini gösteren neoliberal siyasetin İngiltere'deki uygulayıcısı oldu. Ortaya koyduğu politikalarla İngiltere'yi değiştirmekle kalmadı, siyaset alanını kendisinden sonra iktidara gelen muhaliflerinin politikalarını dahi etkileyecek şekilde dönüştürdü.

Ülkesi içinde sol muhalefetle, uluslararası alanda ise Soğuk Savaş kapsamında Doğu Bloğu ülkeleriyle mücadele yürüttü. O dönem için radikal sayılabilecek sağ politikaları taviz vermeden uygulaması nedeniyle kendisine takılan Demir Leydi lakabını severek benimsedi.”

Bu bahsedilenler öncesi kimdir, nasıl bu aşamaları kaydetmiştir anlatılmıyor. Yani geldiği nokta hiç kapsamı altında, şimdi de o alana girmiş işte… Yaş itibariyle de nihayete eriş noktasına yaklaşmış…

 

 
 
Turkish Arabic English