Arap Romanlarında Türkler

İnsanları gördüğümüz hal üzerine değerlendiriyoruz. Kalp gözümüz kapalı bulunduğundan açma gayretinde olmadığımızdan kim hızır, kim hınzır anlayamıyoruz. Dış görünüşe, kişilerin kılık kıyafetine göre karar vermemiz bize yanlışlar yaptırabilir, yanlış kararlar aldırabilir. Gıybete yönlendirip günaha sokturabiliyor. Hatta nefsimiz iftiraya sebebiyet verip masum canları yaktırabilir. Allah korusun.

Değerli ecdatlarımız padişahlarımız bu tür hatalara düşmemek için küçük yaşta ilim yaparlarmış. Önce arif olurlarmış ki, dünya hayatlarında kabir hayatlarını da inşaa edebilsinler... Şimdi okuyacağınız hikaye bilmeden ahkam kesmenin, doğrusu ne, araştırmadan konuşmanın ne kadar yanlış olduğuna güzel bir örnektir.

Büyüklerimizin anlatılarına göre Sultan Murad Han sıklıkla saraydan dışarı tebdil-i kıyafete bürünüp çıkar, halkının yaşam şeklini yakından izlermiş. Yanlış bulduğu davranışlara müdehale eder, fakiri, açı, muhtaçı bizzat tesbit ederek yardımda bulunurmuş. Allah onlardan razı olsun... 

Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister,sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
 

- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi
var?

Devamını oku...
Şu anda 1835 konuk çevrimiçi
Arap Romanlarında Türkler
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazar, 19 Şubat 2012 17:07

 Mısırlı tabib filozof İbn'ul Efkânî  (ö. 749/1348) de "İkmâl es-Siyâse fî İlm'el Firâse" isimli eserinde, her şahsın kendine mahsus mizâcı olduğu gibi her milletin de kendisine özel kılınmış birtakım hususiyetleri bulunduğunu belirtir:

 

و اعلم ان لكل طائفة من الطوائف مزاجاً خاصاً يقتضى اخلاقاً بعينها ، تكثر   وجادها في تلك الطائفة سواء كانت من سكان المن كالهند والصين والفرس والروم ، و من سكان البرارى كالترك والعرب والاكراد

 

"Bil ki her tâifenin, ona uygun bir ahlâkı icâb ettiren kendisine has bir mizâcı vardır. Bu durum, ister Hind, Çin, Fars ve Rum gibi medenî bir topluluk olsun, isterse Türk, Arab ve Kürd gibi bedevî/göçmen bir topluluk olsun değişmez"

 

 

Eserinin hâtimesinde yazar "yedi büyük kavim" dediği Çin, Hind, Fars, Rum, Türk, Arab ve Kürdlerin ahlâkını tavsif ederken Türkler hakkında şöyle diyor:

 

 و اما الترك ، فالمشهور من اخلاقهم ، الشجاعة والبخيل والصبر وثبات العزائم والغدر وقلة الغيرة وقلة المبالاة بالامور العادية وتفويض تدبير المنزل الى النساء وااخضوع عند الحاجة والترفع عند القدرة

 

"Türklere gelince; şecaar, tamahkârlık, sabır ve kararında sebât, ihânet, kıskanç olmama, basit konuları önemsememe, ev işlerinde mesuliyeti kadınlara devretme, ihtiyaç ânında boyun eğme ve güç ânında büyüklenmeyle meşhurdurlar"

 

(Sonra devam edecek)

 
 
Turkish Arabic English