BAHÇEMDEN BAHSETTİM
İnsanlar ergen yaşa erişmeye başlayınca gezmeye, harcamaya kafa yoruyorlar, hayatlarını maddi açıdan garantiye almak adına altın bilezik edinmeyi düşünmüyorlar. Anne babalar da çocukları adına yönlendirme yaparken altın bileziğin her zaman geçerli olduğunu, hiç bir zaman aç- açık bırakmayacağını evvelden akıllarına getiremiyorlar. "Oku da devlet memuru ol." Mantığıyla akıllarını yürüttüklerinden günümüz insanlarının pek çoğu diploma sahibi olmak ve devlete memur olabilmek için okuyorlar. Oysa ki hayat okulundan eğitim alanlar, iki üniversite bitirmişten daha çok kazanabiliyorlar. Lakin bunun için kolunda çocukluğundan edindiğin altın bileziğin olacak. 
Parasız olunmuyorsa rahat, parayı hedef alıp çocuk yaşta yönünü belirleyeceksin. Seçtiğin mesleğinde ustasından yetişeceksin, işi öğrendiğinde hayatın keyfini süreceksin. Hem kendi işinin patronu olup, kimseye emir kulluğu yapmayacaksın. Su tesisatçısı veya oto kaportacısı misali.
Üniversite bitireyim, devlete memur olarak gireyim, diye düşünenlerin çoğu beklemekle kalıyorlar. Ama bir su tesisatçısı öyle mi? Çeşmen mi bozuldu, klozetin şamandırasımı su kaçırıyor, çağır tesisatçıyı yarım saate alsın 150 liranı.
Spor öğretmeniysen, güzel sanatlarda resim bölümü bitirmişsen, ziraat veya jeoloji mühendisiysen, atanmayı bekle dur. Ne diye öğrenci bolluğu olan bölüme gidersiniz ki, üniversiteli denilmesi için mi?
Benim ülkemde iki yıllığı bitirende üniversiteliyim diyor, sorarsan eğitimine yönelik bir şey bilmiyor. Okumuş olmak için, okumuş.
Sınav öncesi iki gün çalışıp ezberinden dersini geçmiş, diploma edinmiş. Çok çalışarak iyi bir bölümü bitirenle kendini aynı kefeye koymuş, üniversiteli olmuş. Kolayca nam bulmuş. Gerçi enseli bir dayısı olana ülkemde her şey kolay. Ehil değilsen bile, uyduruk bölümde okumuş bir diploma edinmişsen işsizlikten korkma, dayın sayesinde en iyi mevkilere gelebilirsin.
Dediği dinlenen dayın yoksa vay haline! En iyi fakülteyi en yüksek derece ile bitirmiş olsanda nafile, aklın fikrin çok olsa da işsiz güçsüz kalabilir, inzivaya çekilebilirsin. 
"Kolay yoldan iş bulayım, devlete memur olayım, diploma edinmek için okumuş olayım." diye düşünenlerin niceleri arkalığı varsa bir yere bir telefon edilmeyle memurluğa atanıveriyor. dayısı olmayan uzun yolda yaya kalabiliyor.
Devlete (kolay kapağı atanlar) atananlar için devlet memurluğu da doğrusu çok ihya edici oluyor. Sabah 08. akşam beş mesaisi, öğle tatilinde yemek ekstrası. Karşılığında al 4,5 beş bin lirayı, "Memurum ben" de yan gel yat.İstersen abuda kalk, devletten gizli ek iş bile yap.Kimse ses etmez, varsa vicdanından gayrı... Vicdanı olan da hak yemez hani, vicdan nedir? Bence vicdan eğitim üstü bir değerdir.
Yüksek okulları iyi derece ile bitirip, üstüne bir de mastır yapan, hatta doktorasını tamamlamış olan sınavlarda yüksek not almasına rağmen iş, aş bulamazken; evden oturduğu yerden etkili bir dayıya telefon ederek, sınavsız mülakatsız üniversite hocalığını kapanı gördü bu gözlerim. Hak yiyene, hukuku çiğneyene çoktur edilecek sözlerim, lakin çeremesine takat yetiremem ve de bu torpil işini bireysel çabamla maalesef bitiremem. İki üniversite bitirenler ve işsizlikten bunalanlar, simit satarak geçimini sağlayanlar var bu ülkede ve torpilli olduğu için rektörün keyfiyle üç öğrenci verilerek sınıf açılan, emeksiz hocalık ünvanına ulaşanlar da var bu ülkede...
Devamını oku...
Şu anda 1891 konuk çevrimiçi
BAHÇEMDEN BAHSETTİM
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 09 Aralık 2015 23:01

”Artık kaygılarımdan kurtuldum, huzurlu ve mutluyum ” dediğiniz o olgunluk çağında yaptığınız hatalar, yaşadığınız bazı olumsuz olaylar tamamen değiştirebiliyor yaşamınızın rotasını…

İşte o zaman hayatın hiçte sizin inandığınız, düşlediğiniz ya da planladığınız gibi devam etmeyeceğini ve bir gün en değer verdiğiniz ya da en sevdiğiniz şeylerden vazgeçmek zorunda kalabileceğinizi anlıyorsunuz...

Ayfer Aytaç edebiyat bahar bahçe www.ayferaytac.com bahçemden bahsettimKüçücüktü, mahalledeki apartmanların sayıları artıkça devlere kafa tutan cüce misali hal almıştı. Çevremize yayılmış mesafe olarak yakın, alaka olarak uzak, kat kat üzerine tüneyen hiç tanımadığımız komşularımızca adı küçük eve çıkarılmıştı.  Cadde üzerinde olmasına karşın ön tarafa bakan tek penceresi olduğundan güneşi son derece az alırdı ama çok şirin bir bahçesi vardı…Çok güzeldi bahçem...

Yaz-kış uyanır uyanmaz bahçeye bakar, bazen çıkar, toprak üzerinde her adım atışta türlü bitki kokularını ciğerlerime doldururdum. Cıvıldaşan sabah kuşlarının sesini dinler, mevsimine göre çiçeklerle, meyve fidanlarıyla, özene bezene diktiğim rengârenk güllerle, yasemin, mine, hanımelleriyle, biberiye, nane, kekik fideleriyle ilgilenirdim. Büyüyen çitler, asma dalları sokakla arama yeşil bir duvar ördüğü için salonumdan dışarıyı pencere kenarına yaklaşmadan görmezdim. Fakat kendi uğraşılarımla, emeklerimle var olmasına vesile olduğum saklı cennette dolaşırken saatlerin nasıl geçtiğini anlamazdım.

Aktif olarak çalıştığım dönemde yoğun işlerimden dolayı bahçeme birkaç gün ilgisiz kalacak olsam, özlerdim… Gurbete göçtüğümde çocuklarımdan sonra özlemini duyduğum yegâne yerdi.

Nice anlarımda hatıralarımı, özlemlerimi ağırladım kiraz ağacının gölgesinde, nice akşam keyifleri yaptık sıcak terasımızda, saksılar içindeki mini kış bahçesinde…

Daha güzel, daha lüks, daha manzaralı, daha yeni bir ev söz konusu olduğunda o küçük ev, özellikle bahçesi için benim vazgeçilmezimdi…

Hayli hüzünlü,  ama o evden ayrılmak gerekliliği doğduğunda beni en çok yaralayan, alışık olduğum düzenden, rahat yatağımdan ya da salondaki konforlu kanepeden değil, kirazı, vişnesi, ayvası, eriği ıhlamuru kadar, güllerle bezeli bahçesinden ayrılmak zorunda kalmamdı…

Engel olamadığım gözyaşlarım; evimi onca yıllar kullandığım nice hatırası olan eşyalarımı bırakacağımdan ziyade, sil baştan yaşamak zorunda olduğum o tatsız taşınmalar ve hiç tercih etmediğim apartman hayatını yaşayacak olmam ve bir de ben gidince öksüz kalacağını sandığım bahçem içindi…”

Şimdi…

Ayfer Aytaç edebiyat bahar bahçe www.ayferaytac.com bahçemden bahsettimYa şimdi? Güllerin etrafını bürüyen otlarla oynaştığım o yemyeşil bahçenin tadında olmasa da, her akşam güneşi doyumsuz renklerle dağların ardına uğurladığım, sık sık gökyüzünü, bulutları, yıldızları seyre daldığım bir yüksek katta oturmaktayım. Camekânlı bir küçük balkonum ve balkonumda bir kaç saksım var. Saksılarda karasevda çiçeğim ve kış güllerim mevcut. Kasımpatılarım, karanfillerim, aslanağızlarım, zambaklarım, çam fidanlarım ve nane, fesleğen, taze soğanlarım olmasa da;  evim pek çok, çok katlılara göre konforlu. 24 saat kesintisiz soğuk- sıcak suyum var… Asansörlü, doğalgazlı; alt katların en üstünde geniş odaları olan dairem var, kartallar gibi yükseklerdeyim anlayacağınız…

Dünya üzerinde toprak sahibiydim, şimdi boşluk sahibiyim. Düşsen bir daha doğrulamayacağın bir boşluk… Balkondan aşağı bakamıyorum, yükseklik fobim var. Ama başımı kaldırıp gökyüzünün maviliğini sanki daha yakından seyrediyorum. Yeşile aşina, âşık gözlerim, mavilikten de hoşlanıyor belli; hüzünlenip yaşarmıyor. Bahçemi hafızam artık çok sık yadetmiyor.

Velhasıl her şeye kolayca alışılıyor, lakin her şeyin bir bedeli var… Konfora karşı bazı zorunluluklardan bahçemi bahşettim…

Ağaçların, güllerin dalına konmuş kuşları, onlara saldırmak için fırsat bekleyen sokak kedilerini göremesem de, terasıma koyduğum ekmek kırıntılarını yemeye gelen âşık kumrularım, gri güvercinlerim ve neşeli serçelerim olmasalar da, şimdi de çatıma tünemiş, kiremitlerin arasını yuva bellemiş güvercinlerim var. Sabah erkenden camın önünden rızık peşinde uçuşlarını, akşam güneş batmadan kanat çırparak dönüşlerini seyretmek var.

Ayfer Aytaç gazeteci yazar ısparta bahçe beauty garden

Bir zamanlarda kalmış, artık görüntüsüyle mazi olmuş benim küçük evim ve bahçesindeki ağaçlar apartman uğruna birilerince elimden, dolayısıyla hayattan koparıldılar. Acaba dallarında cıvıldaşan kuşlarım yeni ağaçlar bulabildiler mi, terasımdaki ekmek kırıntılarına gelen serçeler şimdi kimlerin bahçelerinde dinleniyorlar dersiniz? Orada huzur bulmuşlar mıdır, sokak kedilerinin gözetimi altında rahat uçuşuyorlar mıdır?

Yani, asla yapamam sanırdım ama yanılmışım, çoktan alıştım bahçesizliğe, bilmiyorum bahçem alıştı mı bensizliğe? Var olsaydı, alışamazdı, o da özlerdi. Güllerim elimden su beklerdi. Ağaçlar çay keyfime gölgelik sererdi. Bahçemi apartman uğruna dozer düzledi. Allah'ım o yeşillik, o güzellik kurtarılmak için beni mi gözledi. Her şeyin bir sonu var bu dünyada, güzelliklerin bile...

Huzur-kargaşayla, gözyaşı-kahkahayla, umut-hayal kırıklığıyla iç içeymiş öğreniyorsunuz, önyargılardan kurtulduğunuzda... Ve anlıyorsunuz, geçici dünyada biraz da kendiniz için yaşamanız gerektiğini… Hele ki geriye dönüşün mümkünatı olmadığını bildiğinizden, yeni şekil yaşamı kolay kabulleniyorsunuz.

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
 
Turkish Arabic English