Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Bazı şeyler vardır; doğru diye bilirsiniz onları, uzun bir süre doğru diye savunursunuz. Sonra aklınız başınıza gelir de, bir gün bakarsınız ki, doğru bildikleriniz tümden yanlışmış. 
 
Kadınlara oy vermem diyen profesöre tepki yağıyormuş. Türkiye'de kendisini tanımayan kalmamış, herkes aleyhinde konuşur olmuş. Profesörün doğrusu pek çoklarına yanlış gelmiş. Hocada konuyu uzatmamış, yazdıklarını geri çekmiş. Lafının ardında duraydın ya be hoca. Madem savunduğun doğru, eğriye kaçmayaydın. 
 
Bizlerde Hele bir hocayı eleştirmeden önce iyice bir dinleseydik, aslında ne demek istemiş, iyicene bir anlasaydık. Bir insan kolay yetişmiyor, kolay  harcamasaydık. Hemen tu kaka, yapmasak iyi olurdu. Zira her insanın fikri değerlidir. Kiminden olumsuzluğa karşı korunursunuz, kiminden gelişmek adına faydalanırsınız.
 
Hoca hanımların evde oturup çocuk yetiştirmesinin daha doğru olduğunu vurgulamış."İyi bir çocuk yetiştirmek, iyi bir ev hanımı olmak bakan, başkan, başarılı bir iş kadını olmaktan elzemdir, seçimde kadınlara oy vermeyeceğim.” demiş. Kızı kızanı okutmayın, eve kapatın. Kadın kız güçsüzdür bir iş beceremezler, dememiş ki. 
Ben profesörü ne dinledim, ne de nerde ne paylaştığını gördüm. Kendisini tanımam bilmem. Sadece haberlerde kulak misafiri oldum. Duyduklarım da doğruluk payı buldum.
 
Şöyle düşünelim. Kadın ve toprak, beynimizde bir analiz edelim. Toprak, nerede, ne şartlarda olursa olsun; üzerine ne dikerseniz, ne ekerseniz. Yağmura, fırtınaya, doluya karşı durmaya çalışıp bağrında yetişeni korumuyor mu, yazın güneşin altında, kışın karın karnında bedenindeki canı büyütmüyor mu? Sonra canından can bulanlar, insanlığa hizmet ediyor. Lakin toprak yerinde duruyor, en iyi şekilde yeni ürünler yetiştiriyor. "Ben de elmayla, ayvayla pazara gideceğim!" diyor mu?
Devamını oku...
Şu anda 4053 konuk çevrimiçi

Önceden Böyle Değildi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 16 Ocak 2019 10:51
TANSİYON İLACIM HEM PARALANDI, 
HEM ALIM ALANI DARALDI.
 
altBundan beş yıl öncesine kadar o kadar çok sağlıklıydım ki, komşularım dinçliğime gıpta ederlerdi. Nazar mı ettiler, bilmem. Bir süre sonra doktorlar beni hasta ettiler... Nasıl derseniz, bir diş ağrısıyla başladı her şey. Azı dişim yaşlanmış ve bakımsız kalmış halini bana ağrıyla hissettirdi. Umursamayınca, şiddetini dayanılmaz derecede artırdı. Doktora gitmek zorunda bıraktı. 
İşte ne olduysa bundan sonrası oldu. Diş hekimleri beni antibiyotiğe boğdu. Dişin apse yapmış çekemeyiz" dediler, kutu kutu antibiyotikleri reçete edip verdiler. Tam altı kutu hapı yutmakla diş ağrım dindi, sonrasında kökünden çekildi sıkıntısı bitti. Fakat diş ağrımı ve dişimdeki apseleri tedavi eden antibiyotiklerin yan etkisiyle, tansiyon derdi girdi sinsice bedenime. Hiç düşüş göstermeyen hipertansiyon, kalbimin ritmini de bozdu ve ben böylece ilaç sektörüne kazandırılmış bir bağımlı, sürekli hap kullanıcı oldum. O gün bugün tam beş yıldır kalp ve tansiyon hastasıyım. Ara sıra belki kullandığım hapların yan tesirlerinden beyin damarlarım da ağrıyor, bünyeme yeni ilaçlar yüklememek için doktoruma durumu söylemiyorum. 
SSK emeklisi olmamdan dolayı çok şükür sağlık güvencem bulunduğundan kalp ve tansiyon ilaçlarımı beş yıldır düzenli alabiliyordum. Şimdi alamıyorum, çünkü depoda bu ilaç yok diyorlar. 
Ne yapacağız, sorumuzun muhatabını bulamıyoruz. Doktorlarca rapor çıkartılarak, önce ölene dek zorunlu kullanmam gerektiğini söyledikleri ilaçların abonesi ettiler. Şimdi para ödemezsen aboneliğin iptal, der gibiler. 
Duyduğuma göre kalp ilaçlarını devlet kesintisiz ödeyecekmiş, ya tansiyon hapları? Kalple ilintili şu  hipertansiyon dedikleri...
Son yıllarda hapsız ne oluvermiştim birden ben, çok şükür ilaçlarıma beş senedir para ödemiyordum. SGK'dan kesiliyordu. Amma bu 2 ay öncesine kadar böyleydi. 
İki ay önce eczaneden ilaçlarımı almaya gittiğimde eczacı benden üç küçük kutu tansiyon ilacım ve iki kutu kalp hapım için 19,5 lira para istemişti. Nasıl olur, soruma yanıt "Fark tansiyon ilaçlarınızdan çıktı" denilerek cevaplanmıştı. Eczacıma: "Ama ben beş yıldır, tansiyon ilacıma para vermiyordum. Sigortamdan kesiliyordu."dedim. Eczacım ilaçlarımı torbaya koyarken, "Bundan sonra böyle, fark ödeyeceksiniz. Ve bundan sonra böyle üçer kutu alamayacaksınız, depolarda bu ilaçlar yoklar." dedi. Dünkü günde dediği oldu, ben ilaçlarımı bulamadım, alamadım. Çok üzüldüm. Limonlu sular kâr etmiyor, bitki çayları tansiyonu düşürmeye yetmiyor.
Devamını oku...
 
Seçim Havasına Girdik
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 16 Ocak 2019 09:25
SEÇİM ATMOSFERİNE KAPILDIK GİDİYORUZ
 
altSeçimlere 2,5 aydan daha az bir süre kaldı. Seçmenin oylarını toplamaya yönelik çalışmalar hızlandı. Parti merkezlerinde çoğunluğun sahibi olmak için yeni fikirler üretiliyor, vatandaşın gönlüne girici sözler türetiliyor. Her semte seçim bürosu açan seçileceklerden bazıları vatandaşa "Bu kadar paralar nerden bulunuyor?" dedirtiyor.
Ben aslında yeni yılın hemen ertesinde partilerince yöremin belediye başkanlığına aday gösterilmiş olanlarla bir görüşme yapacaktım. Fakat ne mümkün, adaylar adeta bana küskün.
Gerçi bir hayli telaşlılar, hiç bir vakit yerlerinde yoklar. Kimi üniversite yollarında, kimi bir seçmenin kahvaltı sofrasında, kimi ellerinde karanfiller ev ziyaretlerinde, hepsi bir çeşit seçmenden oy kapma derdinde; kibar mı kibarlar, aman pek de paklar. Elleriyle, dilleriyle her gördüklerine şirinlik muskası dağıtıyorlar. "Keşke seçildiklerinde de hep böyle olsalar." dedirtiyorlar.
Seçmenle, seçilmek isteyenlerin aralarındaki konuşmalar has zeytinyağlı olunca, ortalık vıcık vıcık yağ bulanmış vaziyette. Adaylar kendilerini en güzel ifadelerle cesurca ortaya atmaya başladılar. Vatandaşa köprüyü geçene kadar, bin bir vaatle bir dayı hürmeti gösteriliyor ki, sormayın. 
Seçim atmosferinde henüz şimşekler çakmıyor, yıldızlar sayılmıyor. Ancak başkanlığa adaylar günlük gazetelerde resimli tanıtım ilanlarında boy gösteriyorlar. Hatta kendi tanıtımlarını ve vaatlerinin duyurularını rahatlıkla yapmak için gazete satın alanlar, yeni gazete kuranlar bile oldu. Her seçim öncesi gazete sayılarında artış, sonrasında düşüş yaşanır. Fırsatlar ülkesiyiz ya. 
Yeni gazete açan veya mevcut bir gazeteye para bastırıp destekleyici olan aday, zafere ulaşmışsa, sonrasında da gazeteyi desteklemeye devam ediyor. Böylece o gazetenin ömrü biraz ilerilere gidiyor. Aksi halde, tık nefes. Para oluğu tıkanınca, gazetenin soluğu da kesiliyor.
Devamını oku...
 
Yeni Bir Sektörümüz Oldu
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 15 Ocak 2019 09:27
BEZ TORBA SANAYİMİZ GELİŞİYOR
 
altPoşetler paralanınca yerine hemen bez torbalar seçeneği sunuldu. Cin fikirli adamlar çevre bakanının ağzından poşetle ilgili paralı uygulama sözünü duyar duymaz, bir gecede yeni bir sektör oluşturdular. Fabrikalar kuruldu, makineler alındı. İşler tıkırına kondu, işçiler yüksek maaşlara doydu. Torbacı başı diye bir unvan bile oldu. Çevreye kirlerin akması durdu, yeni sektörümüz ülkemizin kalkınmasına vesile oldu. Torbaların poşet üzerindeki hakimiyeti hayli etkili oldu. Fakirliğimiz duruldu, zenginliğimiz dünya âleme duyuruldu. Mutluluğumuz tavana vurdu. Dert tasa hanelerden kovuldu. Çoluk çocuk coşmaktan yoruldu, sevgi seli ah ne hoştu, insanlarımız aşırı sağlıktan sarhoştu. 
-"Sahi mi? Ne zaman oldu bütün bunlar?" 
-"Bir gecede falan yani. Bakan bir baktı, bazıları o bakıştan çok kârlar kaptı."
-"Yok böyle değildir. Olmaz öyle şey, oldurtmazlar. Kolayca kovaları doldurtmazlar."
-"Tabi öyle değildir, inanmayın. Bez torba satıcıları doğru da, ülkemin kalkınmış olması hayaldi. Kendim yazdım, kendim okudum. Boşuna hayallere dalmayın, hâkikatler bizim bildiğimizden, gördüğümüzden çok farklı. Biz bize gösterileni görüyor, denileni duyuyoruz. İşin aslı astarı nedir, doğrusunu Allah bilir.Hiç bir şeyin doğrusu bizim bildiğimiz şekilde değildir." 
-"Değildirse değildir, ne diyelim?" 
-"Bir şey diyemeyiz zaten, desek de sesimizi duyuramayız." 
Aman sende, biz bakanı bakmayanı boş verelim. Bez torbalar tarlasına geri dönelim. Duyan duymayana söylesin, boşuna kimse kimselere poşet parası ödemesin. Yığınla bez torba sürüldü piyasaya, bu işte rekabet kıyasıya. Aslında para verip torba almanıza gerek yok. Evinde dikiş makinesi bulunan herkes kullanılmayan çaputlarından istediği şekil torba dikebilir. "Öf be, neyine uğraşayım eski çaputla, parama geçer sözüm." diyenler için birileri akıl etmiş, Amerikan bezinden tonlarca bez torba dikip piyasaya sürmüş. 
Bez torba ticareti yoğun olarak İnternet üzerinden başlatıldı. Güya millete iyilik ediyorlar. Resmen ürünlerini satmak için her yolu deniyorlar. Mail adreslerine reklam bile veriyorlar. Üzerlerinde vatandaşı tavlayıcı, zevkleri kamçılayıcı resimler basılmış torbalar sosyal ortamda süzülüyorlar. Evinde kedi köpek besleyemeyen bez torba üzerinde resmini taşıyacak, isterseniz üzeri sevdiğiniz sanatçının fotoğrafı basılacak, diyerek beyinlere giriyorlar. Her şarkıcının, artistin resmi basılmış olanları da hazırda var. Takarsınız kolunuza, torbanızla çarşı pazar dolaşırsınız. Onların reklamını bir de siz yapmış olursunuz. Paraları onlar kapar, havasını siz toplarsınız. 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 81
 
Turkish Arabic English