Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Cuma günü müminlerin bayramıdır.
Cuma Mübarektir. Cumalar sevinç günüdür, duaların makbul edildiği gündür. Lakin kafirlerin desteğindeki münafıklar onu karalama gayretine girdiler. Neymiş efendim: Kara Cuma bellettiler. Tüketim çılgınlığı günleri dedikleri bu günde dün de hunharca insan tüketimine giriştiler. Acıma hisleri olmayan dünyalıklar, dün bunun bir örneğini daha gözlere sergilediler. 
Bilindiği gibi, Mısır'ın Sina Yarımadası'nda, Ariş kentinde camide patlama meydana geldi. Olayda en az 305 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Camiye ibadete giden, hiç bir art niyeti olmayan 305 can haince dünyadan koparıldılar. Allah"a" dualar ederken katledilmeleriyle eminim cennete kolay göçenlerden olmuşlardır. Can tatlı, kimse ölmeyi istemez elbet, bu sebeple kaçmaya çalışanlar arkalarından katleşçe katledilmişler. 
 
Bunların gayesi belli. Lakin Rabbim her şeyi görendir, sebepleri bilendir. Kimsenin yaptığı yanına kar kalacak değildir. Müslümanlar olarak  birlik olmayışımız zalimlere zulümlerinde kolaylık fırsatı vermektedir. Daha önceki gayretlerinde de Peygamber Efendimizin (sav) doğum günü olan Pazartesi için, Pazartesi Sendromu ifadesine başvurdular ve lafa geldi mi mangalda kül bırakmayan biz Müslümanları epey bir ikna ettiler. Yazık bize ki, kafirin icadı ne ise hemen benimsiyor hayatımıza tatbik ediyoruz. Oysa ki, Müslüman dirayetli olacak, bilgili olacak, diğer Müslümanları yanılgılara karşı bilgilendirecek, yanlışları konusunda uyaracak, koruyacak. Bütün bunları Allah cc rızası için yapacak. Bunu candan dileyerek Mısır katliamında hayatını kaybeden din kardeşlerimize Allah"tan rahbet diliyorum. Rabbimiz zalimlerin zulmünden cümlemizi korusun.
Devamını oku...
Şu anda 4966 konuk çevrimiçi

Bantçı Başı
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 29 Ocak 2018 19:18

altBANTÇILIK MESLEĞİ VAR OLMUŞ, BENİM BUNDAN YENİ HABERİM OLMUŞ.ANNESİNE BANTÇI OLDUĞUNU SÖYLEMEYİN

ANNE OĞLUNU PROĞRAMCI ZANNEDİYOR.

Bantçılık mesleği var olmuş, benim bundan yeni haberim olmuş. Neden zira televizyonla ilgili bir konu ve ben Türk televizyon kanallarını mecbur kalmadıkça izlemiyorum. Bir kez görmemle yorumum şöyle oldu. "Yakında Okullarda Bantçılık Bölümleri açılırsa hiç şaşmayalım."

Benim gülüyle namlı şehrimin kadını kızı, düne kadar halı işçiliği konusunda ordinaryüs ünvanı edinebilecek düzeyde bilgi ve beceriye sahiptiler. Gün geldi, kapıtalizm ve teknoloji işbirliği tüm bilinenleri hiç saydı. El dokuması halıcılığı şehrimde öldürdü. Fakat üniversitenin açılmasıyla birlikte, Güzel Sanatlar denilen bölüme Halıcılık kısmı da açıldı. Buraya öğretim görevlileri atandı. Tonla maaşa bağlandılar. Hangi bilgileriyle ne yaptılarsa, okutup diploma verdikleri öğrencilerin hiç biri halıcılığa yönelik iş edinemedi. Maksat ne, okudun mu, okudum. Nereden mezunsun, Filan üniversitenin halıcılık bölümünden. Mastır yaptın mı, yapsam ne olacak? Tuhaf bir hal doğrusu...

Yakın zamanda üniversitelerimizde bantçılık bölümü açılırsa hiç şaşmamak gerekir. zira bantçılıktan para kazanıp, geçimini temin eden çok sayıda insan var. Onların eğitimli olması, bir çerçeve içinde yetiştirilmesi mümkündür. Bantçılık mesleği çok yorucu bir meslekte değil, bilgi birikimi de gerektirmiyor. Ama el becerisi mutlak şart... Yamuk bantlama, eksik bantlama yapmamaya dikkat etmek gerekiyor. Toplumun yararına, ümmetin menfaatine, devletin bekasına yönelik bir çalışma değil mutlak. Lakin çağın gerekliliği gibi. Giderek tüm ülke genelinde de yaygınlaşıyor, Yani ilk görenden, son görene birbirine sirayet ediyor. O yüzden diyorum ya, konuya yönelik fakülteler, ek bölümler açılabilir diye...

Batılılardan kim bulmuşsa, aferin demek lazım. Hemen bizimkilerce batıdan görülme alıntı yapılmış (Araklanılmış)Eli boş insana iş bulunmuş. Olmuş, oldurulmuş. Bana göre bir saçmalık iş diye uydurulmuş. Hile yapmak isterken film icabı kurgu oluşturulmuş. Sonrasında bu işi yapma zorunluluğu icat edilmiş, adeta yükümlülük olmuş. 

Hepten merak uyandırdı sanırım. Tahmin edilemeyen bu meslekle ilgili detaya dalmayacağım.

Devamını oku...
 
Düşündüm Durdum
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 29 Ocak 2018 11:33

altDüşündüm durdum günler boyunca, üretmek zorunda değilsem niçin yazma gereği duyuyorum? Yazmadım mı, niye rahatsız oluyorum? Yazmak benim için bir alışkanlık mı, can sıkıntısını giderici bir oyalayıcılık mı? Yoksa bu yaştan sonra, televizyon karşısında üzüm-fıstık yemekten öte başka bir şeyler de yapıyor olmanın ispatı mı?

Beynimi yoran yoğun sorularıma cevap bulamıyorum bazen, sanırım eksi enerji ortamındayım. Çok alıngan hallerimdeyim. Öyle ki raftan pamuk düşse incinebilirim. Böyle zamanlarımda kelimeler boğazımda düğümlenir bazen, konuşamaz olurum. O zaman beni sustuklarımdan anlayabilseler keşke diyorum. Nasıl anlasınlar ki, ben bile kendimi anlayamıyorum çoğu kez, "mış" gibi yaparak kendimi kandırıyorum. Atıl olmak bana göre değil, erken emekli olmak hep böyle hisler verdi bana. Boş durmamaya çalışmak, çok şeyler yapmaya çabalamak sürecinde olsamda, kendimi pasif görmekten alakoyamıyorum. Çok yıprandığımı sanıyorum, oysa dinlenmeyede hakkım var. Onca yıl koşuşturmalarımda, ne çok dinlenmeleri özlemiştim. "Evde olsam, kanepeye uzanıp televizyonu doyasıya izlesem" diye yakındığım günlere kavuşmuşken, bu süreçten yıkılmışlık niye? Müsade etmemeliyim şikayetlerime...Hayat bir gündür, o da bugündür. Bugünden keyif almalı, sağlıklı olmanın kıymetini bilmeli, yaşadıklarımın tamamını elde kâr saymalıyım. Böyle düşündüm sıkıntımın içinde, gözümün önüne afiyetle nefes alıyor olmanın önemini getirmeye çabaladım. Şükrettim...

Sonra geçmişe dalıyor zihnim… İş hayatım hiç olmamış gibi ve mesleğimde kariyer yapmamış gibiyim. Evlilik, eş, dost sanki yaşamımda hiç rastlanmamış durumlar. 60 küsur yıllık geçmiş, anlatılmaya kalkıldı mı, en çok 60 dakikanızı alır ve dinleyeni belki de usandırır. Değerli bildiklerimiz yada hiç geçmez sandıklarımız zamana karışmışlar, çoğu hatıra bile gelmiyor, hiç yaşanmamışa dönmüşler.

Günümden gündem çıkarmaya çalışmıyorum. Can sıkıntılı vakitlerimi dikkate bile almıyorum. Kimseyi anlamak ve de anlaşılmak da istemiyorum. Hak ettiklerimi alamamış, yaptıklarımdan takdir bulamamış olsam da bedenen güçlü, sağlıklı bir zihne sahip olmanın, sürdürmenin telaşı içindeyim. Korkmuyorum yaşlanmaktan, hatta odaklanmak istiyorum yaş almışlıklarıma…

Devamını oku...
 
Nereden Nereye
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 29 Ocak 2018 11:09

altUykumun göz kapaklarıma gelmekten imtina ettiği dün gece, uykumun gelmesine yönelik ne yapmam gerektiğini araştırıyorken, başka konularla karşılaştım. 

1923 Türkiye’sinde, Cumhuriyetin kurulduğu günlerde ülkemizdeki köylerimizin neredeyse tamamında okul yokmuş. İstanbul, İzmir gibi şehirlerimizdeki okullarda genelde misyonerlere ait okullarmış. İngiliz, Fransız gibi. Hastanelerin sayısı çok azmış ve koskoca ülkenin hastanelerinde, toplam 60 hemşire varmış. Bunların sadece sekizi Türk’müş. 

Tabiki de hastalıklar o vakitler bu kadar yaygın değildir. Kendi ailemden biliyorum, bazı rahatsızlıklar evde yapılan çorbalarla, bitkisel çaylarla gideriliyordu. İnsanlar işinde gücünde olurdu, çarşı pazarlarda ihtiyaçlarına binaen bulunuyorlardı. Şehirlerde de okullar yeni yeni açılmaktaydı. Ama yine de cahil insanımız neredeyse hiç yoktu,  İlim sahibimiz pek çoktu. Çünkü o yıllarda medrese eğitimi görmüş, Osmanlı adabıyla yetişmiş büyüklerimiz ve bu büyüklerin yetiştirdiği bir genç nesil mevcuttu. Nizam, intizam her ortamda gerektiğince görülmekteydi.

Zamanemizde sokakları diplomalı, diplomasız türlü çeşit cahillerle dolduruyoruz. Ve biz bunca cehaletin saadet bilindiği bir dönemde yaşıyoruz. Maalesef asıl acınacak yoksullukta düşüncedeki, bilgideki ve akıl yürütmedeki noksanlıktan doğan yoksulluktur. Eğitim nasıl yaşanacağına ilişkin olmalıdır, nasıl para kazanılacağına değil.

Günümüzde eğitim okumuş insanlara yiyecek, giyecek ve barınak temin etmekte, bunlar başarıldığında görevinin sona erdiği sanılmaktadır. Her ülkenin en ücra köşelerinde bile eğitim kurumları olduğu halde, ne yazık ki zihin huzuruna pek az rastlanıyor. İnsanlara konfor ve zevk sunan aletlerin bolluğuna rağmen, huzurun erişilmez hale gelmesinin sebebi nedir.

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 393
 
Turkish Arabic English