Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Dün öğle sonrası Çin'e gittim. Şöyle bir gezindim iki-üç saat kadar... Sonra canım daha bir sıkılmış/bunalmış olarak döndüm. İnsanın bir hâli ötekine uymadığı anlar olur ya; bir hâlim ötekine: "Dinlen" demesine rağmen söz geçiremeyince, öteki hâlim evvelkine diş geçirdi, kalktı onca yolu aşıp Çin'e ulaştı. İyi mi yaptı? Belki bilmediği, merak ettiği Allah'ın yarattığı diger varlıkları gördü. Lâkin Çinli insanların yaptıklarını, veyahut başka yerli insanların Çin'e yaptıklarını hiç sevmedim. Koca koca yollarda akan trafiğinden nefret ettim. Oldum olası büyük şehirde koşuşturup duran insan kalabalığından ve araç trafiğinden hiç hoşlanmamışımdır zâten... "Kim hoşlanıyor ki? " diyenlerinize "Hoşlanmayan onları niye yapar ve dahi onların arasında niye olur ki?" derim ben de...

Güzelim güneşi kesen çok katlı soğuk binalara tıkılmış, yüzlerce robotlaştırılmış Çinli'den de pek zevk almadım. Görünümleriyle sevimliler... Sıcakkanlı oldukları, mütebessim bakışlarından belli... Hem yüzleri hem de o yüzde ikâmet eden Yüce Yaratıcı'nın o bölge insanına bahşettiği çekik gözleri içtenlikle aralanıyor, parlıyor, gülümsüyor... Ekserîsi neşeli... Hele hele yaşı ilerlemiş, kocamaya yüz tutmuş insan sınıfı kendinden geçmiş... Uzun yaşamak için yapmadıkları maskaralık yok...

Devamını oku...
Şu anda 151 konuk çevrimiçi

İSTANBUL İNSANLARI
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 17 Mayıs 2016 05:51
NE KADAR ÇOKLAR
O KADAR YOKLAR
İstanbul'u çok özlemiştim. Özellikle Avrupa yakasını on yılı aşkın süredir görmüyordum. Allah nasip etti tekrardan görmek kısmet oldu. Ama inanın bu defaki gidişimde denizin iyotundan başka bana iyi gelen hiç bir yanı olmadı.
altİstanbul deyince bir zamanlar Boğazın mavi suları, Adanın yeşil çamları, Bağdat caddesinin
kafeleri geliyordu aklıma. Oysa şimdi İstanbul deyince korkunç bir inşaat sesi, beton kamyonları
ile tıkanmış trafik, pislik, keşmekeş, betondan başka bir şey görmediğin pencereli evler ve birbirinden habersiz, çevresine duyarsız, ama birbiri içinden geçercesine çok olan kalabalık insanlar geliyor.
Tabiatı bu kadar tarumar etmek zorunda mıyız? Sanki bir canavar bilerek ve isteyerek mahfediyor güzelim İstanbul manzarasını...
Para uğruna, rant uğruna yok ediliyor Allah'ın cömertce bahşettiği muhteşemlik.
Bir gün bakacağız hiç ağac kalmamış, hiç kuş ötmüyor, hiç gül açmıyor.
O zaman ağlayacağız kaybettiklerimize...
Devamını oku...
 
İNTERNET İLLETİ
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 15 Mayıs 2016 07:45
Ekmek de İnternet de Nimettir
ALLAH nimeti verirken saldım gitti diye vermiyor, "Al kullan göreyim nasıl kullanacaksın" diye veriyor. İnsanoğlu verileni iradesi doğrultusunda hayra da kullanabilir, şerrede. Her nimet aynı zamanda insan için büyük bir imtihandır. 
altBiz Müslümanlar olarak çocuklara günaha battıktan sonra mı onlara internet eğitimi verecegiz?
Açlıktan öldükten sonra mı yemek yediriliyor, yoksa açlıktan ölmesin diye mi yemek yediriliyor?
İnternetin bugüne kadar kimseye hiç bir zararı olmamış denilse bile anneyle babayla çocuklar arasındaki mesafe günden güne artıyor, aradaki kopukluk git gide büyüyor. 80 metre karelik bir evin içinde çocuğunu özleyen, sesini duymayan bir ana baba görüntüsü yaygınlaşıyor.
Zamanımızda evinde interneti olmayan neredeyse hiç kalmadı. En gariban bilineni bile ihtiyaç bilip, belki dişinden artırdığıyla evine bilgisayar alıp, sonra da internet bağlatıyor. Ve bazısı Allah bilir bunun için şükrediyor. Ne var ki;
"Şükürler olsun evimize internet bağlandı" diyerek şükür olmaz. Allah'ın şeriatına göre internet kullanırsan şükretmiş olursun.
Devamını oku...
 
ANLAMIYORLAR
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 06 Mayıs 2016 07:23

BEN Mİ ANLATAMIYORUM, ONLAR MI ANLAMIYORLAR,

YOKSA ANLAMAK MI İSTEMİYORLAR, ÇÖZEMEDİM...            

"Uğradığınız haksızlığın hesabını soramadığınızda üzülmeyin. Bazı hesapları sorma; kuvvet ve kudreti yalnızca ALLAH'a aittir."

alt

 "Oku, çünkü Rabbin Sonsuz Kerem Sahibidir, O, insana KALEMLE yazmayı öğretti...." ALAK/3-4      

Okumasına okuyorlar, yüksek mevkilere bile geliyorlar da ne yazık ki yazmayı bilemiyorlar. Galiba okuduklarını anlamadan ezberleyip sınıf geçiyorlar.

İstanbul'daydım. Marmara'nın maviliğine seyre dalmışlığımda telefonum tınladı.  Gözümün önünde uzanmış güzelliği gönlüme nakşetmekteyken afalladım. Kimdi saadetimi kısaltan? Isparta valiliğindenmiş arayan, yine bir mülkiye müfettişi gelmiş, danıştayın lehime bozduğunu düşündüğüm kararı yeniden soruşturmaktaymış ve benim ifademi bir kez daha alacaklarmış. Olumlu bulduğum bu konuyu tekrardan izah etmek adına apar topar İstanbulla vedalaşıp vasıtalar vesilesiyle Isparta'ya ulaşıp müfettişin makamına koştum.  Vallahi ben gerçeği düzgünce ve olduğu haliyle aktarıyorum, ama ne müfettiş, ne de onun söylediklerini bilgisayara aktaran genç hanım bir türlü cümle oluşturup ifademi kaleme getirip kelam eyleyemiyorlar. Netice bir sayfalık bir şeyi iki saatte yazdılar, çıktısını alıp bana imzalattılar, sonra "Bu kadar" deyip bana gidebileceğimi söylediler.O yazılandan ne anlaşılabilir, ben anlayabilmiş değilim. (Çok cümle düşüklüğü yaptıklarını yüzlerinede söyledim.) Demek ki ezbere dayalı okullardan bu kadar öğreniliyor.. Düşünün artık ülkemizde verilen eğitim sisteminin acizliğini...  

                            Hakikat öyle bir yüktür ki.. anlatırsan dünyada dayak yersin, anlatmazsan ukbada...

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 353
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ