Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 

شرف ویرمز در و گوهر كمال اولماز زر و زیور

هنر كسب ایت هنر بحر فضیلت كان عرفان اول

 

Şeref vermez durr u gevher kemâl olmaz zer u zîver

Hüner kesb et hüner bahr-i fazîlet kân-ı irfân ol

Bâkî

Devamını oku...
Şu anda 2324 konuk çevrimiçi

İçenler İçmeyenler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 12 Haziran 2021 05:37
PARASINI EL ALIR, DUMANINI YEL ALIR.
alt
 
İSTER YEMEK YE, İSTER KÖTEK. 
YAK BİR CİGARA, KEDERİ KÖR ET.
 
TEKEL, kelimeyi heceye ayır. Tek el, yani başka yok. Bir el, birinci el. Bu tek el, devletin eli oluyor. Ne yapılmak isteniyorsa, devlet eliyle üretilip halka sunuluyor. Osmanlı devrinde "İnhisar" ismi verilerek kurulmuş bir kurum. (İnhisar da bir şeye tek başına sahip olmak demek) 
 
Tekel değince çoğunlukla bildiniz ne olduğunu, akla ilk geliveren tütün mamulü. Zamanımızda devlet tekelinden çıktı tütün mamülleri, bir Amerikan firması tekel markasını devraldı. Yani devlet tekeli özelleştirdi. Böylece Tek el olan Amerika oldu. Devlette kalan kısmına ne oldu? Tütün işleriyle alakadar olup devlet memuru sıfatından yararlananlar falan, dolu maaş alıp çaka satanlar? Galiba onlarla alkol işlerine bakılır oldu.
 
"Alkolden sonra söz edelim bugün konumuz tütün, konuyu alkolle sulandırmayalım, dağıtmayalım kalsın bütün."
 
Tütün, Allah'ın verdiği nimet bolluğundan bir demet. Ne olduğu pek bilinmezken, para kıtlığında alınamazken ücretsiz verilerek devletçe üretimine ve tüketimine teşvik edilen, yine devlet müsadesiyle (Özal yönetimi döneminden bu yana) pahalısı - ucuzu, her markası çokca ithal edilen tütün ürünü sigaradan bahsetmek istiyorum biraz.
 
(Aman Ayfer alma kiraz bu yaz, otur böyle yazılar yaz.) Ne alaka şimdi kiraz, esprimi yaptım aklımca? Her şakada bir ciddiyet vardır. Bu yıl kirazlar da bolca ithaldir. Gavurdan gelene pek güvenilmez, hani hormonlanma oranı yüksektir. mizah çerçevesinde hatırlatayım istedim. 
 
Kiraza dönersek, pardon, kirazdan vazgeçip tütün konumuza dönersek, merak ettiğim bir soruyu kıymetli okurlarıma yöneltmek isterim. Acaba diyorum bizim ülkemizin başında yönetici konumunda bulunan muhterem zat, tiryakilik derecesinde sigara içicisi olsaydı ne olurdu?
 
Benim cevabım, kendisine oy vererek makama taşıyan herkes yaşlı genç iyi derecede içici olurdu. Sokakta gördüğümüz insanların üçte ikisi pasif içici bile olsa, ağzında mutlaka sigarası bulunurdu. Sigara içmeyene iyi gözle bakılmazdı. Doktorlar ekranlardan sigaranın sağlığa faydalarını anlatır dururlardı. Diyanet yetkilileri sigaranın helal olduğuna yönelik hutbe verirlerdi. Yani diyeceğim o ki, Allah'ın buyruğuna göre değil, başımızdaki idarecilerin huylarına göre bize nizam intizam öğretiliyor.
 
Ülkemizde bir tarikat var, mensupları sigara içenlerden oluşuyor. Sigara içmeyeni tarikata sokmuyorlar. İstersen alemi cihanda dininle edebinle namlı ol. Seni aralarına almıyorlar, Allah yolundan alıkoyuyorlar. Böylesine dattürü, dütdürü bir dünya burası... Baştakiler ne derse o oluyor. Yani insanı insan azdırıyor veya azgınlığını dizginliyor. Emir komuta zinciri kurulmuş, bu oluşumda birileri birilerine uymuş. Kukla oynatıcıları buldukları kuklaları oynatmış, seyreden halk da bu oyunlara bir şekil dahil olmuş. Kimi beğenisiyle, kimi eleştirisiyle, kimileri de arkasındaki eniştesinin itmesiyle...
 
Sadede gelecek olursak bir vakitler, 2. dünya savaşı sonrası paranın kıt olduğu dönemlerde vatandaşa bedava sigara dağıtımı yapılıyormuş. Hatta sıkıntılardan kurtulmak için sığınılacak tek adres olarak sigara dumanının ciğerlere kadar çekilmezi öneriliyormuş. Askerde bulunan vatan evlatlarına okuma yazma öğretildiği kadar sigara kullanımı da öğretilmekteymiş. Terhisini alıp evine döneceklere ailesine hediye götürmesi için iki koli sigara veriliyormuş. Bunu o devirde askerlik yapan herkes bilir, çoluğuna çocuğuna anlatan çok olmuştur. Ben de yaşlıları dinleyip öğrendim. Ayrıca da bu teşvik gazeteciler aracılığıyla da yapılmaktaydı. Televizyonun olmadığı 60 lı yıllarda vatandaşı nasıl özendirecekler, ekran yüzü olmaya meraklı reyting tutkunu doktorlar çıkana kadar bu özendirme işini basın aracılığıyla yaptı devlet bekçileri...
 
Ben kendimden örnekleme yapayım. Mesleğe yeni başladığım dönemde, yani 70 li yıllarda meslektaşlarımın ısrarıyla, sigara içmeye alıştırıldığım yetmemiş gibi, gazeteci kimliğimizle basın toplantısına katıldığımız Tekel İl Müdürünün yaptığı basın toplantısı sonrasında, yanından çıkarken, kolumuzun altına birer karton samsun sigarası sıkıştırılırdı. 
 
Bir devlet kuruluşu olan Tekel müdürlüğünün bu yaptığı rüşvet değil, basına hediye olarak ikram ediliyordu. Niye, gazeteciler hem kendileri tiryaki olsun, hem iyi birer sigara içicisi olarak vatandaşa örnek olsunlar, her bir gazete okurunu sigara içmeye özendirsinler diye... O günlerde kimsenin sigarayı kötülediği yok ki, keyif verici bulunuyor. Yağlı yavan her yemek sonrası sigara tüttürlüyor. Keyiflenen sigaraya sarılıyor, kederlenen de sigaradan medet umuyor. Tekel müdürü sigaranın yanı sıra, aynı zamanda likör içmeleri konusunda ev hanımlarını teşfik etmemiz konusunda, biz gazetecilere her yaptığı basın toplantısında ricada bulunuyor.
Devamını oku...
 
Afyon Başarmış
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 06 Haziran 2021 08:54
altSON YILLARIN EN ŞAHA KALKMIŞ ŞEHİRLERİNDEN BİRİ AFYON İLİMİZ,
HAYDİN İŞSİZ GENÇLERİMİZ SİZ DE AFYON'A GELİNİZ,  BİR İŞ EDİNİNİZ.
 
Bir kaç günlüğüne Eskişehir'deydim. Dönüş yolumda yolculuk yaptığım otobüste yanıma bir köylü kadın oturdu. Üzerindeki şalvarıyla ve başındaki yemenisiyle... Yani tamamen doğal görüntü içinde bulunmasıyla ve içten konuşmasıyla belli ediyor köylülüğünü... Yüzüne kural gereği, koranadan korunma maskesi takmış, fakat maske çenesinin altında, bütün yüz hattı göz önünde, muavin görüyor, ses etmiyor. Ben kadını uyarmak istiyorum. Lakin konuşması beni geri bırakıyor. O kadar özgüvenli bir konuşma tarzı var ki, imrenmemek elde değil. Uyarıyı falan umursamaz oluyorum. Adeta efsunlanıyorum...
 
Yanıma otururken selam vermek yerine doğrudan:
- "Ben Gazlıgöl de incem sen nere gidiyon" dedi. 
-"Antalya" dedim. O: 
-"Merkezde mi" dedi. 
-"Evet, Güllük caddesi" dedim. Bu defa:
- "Antalyalımın "diye sordu. 
-"Hayır, Ispartalıyım." dedikten sonra detaylı açıklama yapmak zorunda mı hissettim kendimi, yoksa o sormadan toptan anlatayım da çok lafa tutmasın" diye midir? 
-"Aslında Ispartalıyım ama bir kaç yıldır, her yakalıyım. Fırsatım oldukça bir yerlere gidiyorum işte. "
-"Kimin kimsen var mı, gocan, çolun çocun.?" 
Yine konuyu uzatmamak için: 
-"Şu an gördüğün gibi yalnızım" dedim. 
 
Biraz ters oldu cevabım, yüzü düştü. Üzüldüm. Bir tatlı söz ederek, gönlünü almaya girişecektim ki: 
-"Ben de şimdi yalnızım. Fakat gocamda va , gızım, olum da. Oolum devlet de memur, Eskişehir'de yüksek makamlada dezesi biliyon mu? Herifle biz çalışdık, oolanı sonuna kadak okutduk, oolanın okuması gızın iyi yere gelin olmasına da fayda oldu."
 
Çok şükür gücenmemiş, yüzü tekrar pembemsi. Gözleri sıcak, samimi bakıyor. Gülümser gibi konuşuyor. Fakat ben yorgunluğumdan mı nedir, yine tersler gibi sorusunu cevaplıyorum.
-"Yok, oğlunun ne iş yaptığını, makamını nerden bileyim. Hangi makam?"
Devamını oku...
 
Dedemin Dediklerinden 2
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 06 Haziran 2021 05:29
alt1-Eğer Allah’ın sizi sevmesini istiyorsanız, siz her şeyi seviniz.
 
2- Kâinatın en büyük sarayı, içi sevgi ile dolu kalptir.
 
3-Sükûta sarılan kurtulur. Kurtuluş, diline sahip olmaya bağlıdır. Söz gümüşse, sükût altındır. Sükûttan daha güzel şeyler söyleyeceksek, hayır ve güzelliği konuşacaksak ağzımızı açmalıyız; eğer söylediklerimiz yalnız dudaklarımızda kalırsa, o zaman ne anlamı olur? Malayani konuşmaktansa, susmayı  tercih et.
 
4-Şeytan, Allah’tan uzaklığın sırrıdır. Her ne ki bizi Allah’tan uzaklaştırıyor, bizi özümüze ve aslımıza yabancılaştırıyor, o zararlıdır.
 
5-İnsanları asıl mutlu eden mânevî zenginliklerdir.
 
6-Maddî kâinattaki hiçbir şey insanın içindeki boşluğu doldurmuyor. Her insan kendi içinde bir âlemdir. Onda hiçbir varlıkta olmayan bir ruh vardır. Kâinatın sırrı belki de insanoğlunun içindedir.
 
7-Dünyada en güzel şey, kendini bilmektir. Kendini bilen, yaratıkların en seçkinidir.
 
8-Paraya ve mala aşırı düşkünlük, ahmaklık alâmetidir. 
 
9-Hastalığının ilâcı sende, fakat sen bilmiyorsun. Bütün âlem sende dürülüp, senin varlığında gizlenmiştir. Sen hayat suyunun ortasındasın. Su arıyorsun. Hazinenin üstündesin, yoksulluktan kıvranıyorsun, kapı kapı dolaşıyorsun, bir bilsen ki muratlar sendedir. Sen saltanat bahçelerinin süsüsün. Mezbelelerde neden sürünüyorsun? Bil ki, yeryüzünde her şey fânidir. Bâki olan Allah’tır. Bu âlem bir pişme, olgunlaşma, temizlenme, arınma yeridir. Bu âlemde kör olan, gönül gözü açılmamış olan, öbür âlemde de kördür. İnsanın kurtuluşu da bu dünyadadır. Helâk oluşu da...
 
10-İnsanoğlu dünyaya Allah’ı bilmek için gönderilmiştir. Nefsini bilen Rabbini bilir.
 
11-Kâmil insan yetmiş iki millete bir göz ile bakandır. Her nesnede, her oluşta ayrı bir incelik ve güzellik vardır. İş onu görebilmektedir.
 
12-İç dünyamızı pisliklerden arındıralım ki, orada mânevî güneşler doğsun.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 155
 
Turkish Arabic English